Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Milli Takım’ Category

maraza

Ülkemizde oturulan koltuk, başka kişisel değerlerden önce geldiğinden insanlar bulundukları makamı kolay terk edemiyorlar. Bir süre sonra kendilerini o koltuk olmadan ifade etmeleri olanaksızlaşıyor. Doğal olarak da kendi kendilerine bir parçalarını atmaya, kendi tanımlamalarına göre eksilmeye yürekleri yetmiyor. Elleri gitmiyor. Ayrılmayı bilmiyoruz.

30’dan fazla insan senelerdir aynı yerde olan sel yüzünden hayatını kaybetti. Bir tane istifa var mı sorumlu taraftan? Yok.  Sorumlunun ozon tabakası ve onu delen insanoğlu olduğunu açıkladı belediye başkanı.

Milli Takım Güney Afrika’daki Dünya Kupası’na gidemiyor. Eminim ki ne federasyonda ne teknik heyette bırakmayı düşünen var. Olmadı be imparator! Kabul et, üstelik yine çirkinleştik. Sen saha kenarında manevi oğlun saha içinde. Basbayağı beceremedik yahu, ayıp değil günah değil.

Şimdi artık ulusal futbolda yeni birşeyler söylemek zamanı. Lucescu’nun, Güneş’in, Yanal’ın ismi geçmeden yepyeni bir proje üretmek gerek. Federasyonun atanmışları, siyasi futbol yöneticileri yapabilir misiniz?

Reklamlar

Read Full Post »

Tevekkül

untitled1

Futbol bazen seni buna zorluyor işte. Öyle bir an geliyor ki yapamayacağını anlıyorsun. O an ya sinirinden çatlarsın ya da hırsından kendine veya etrafına zarar verirsin. Oysa böyle anlarda ihtiyaç duyulan en önemli şey tevekküldür. Kimi zaman bilinçli, çoğu inanç temelli, bazense içgüdüsel olarak olayı olduğu gibi kabullenmektir çözüm. Futbola inanıyorsan, İspanya’nın futbol gerçeklerini az çok sahada yapılan ve yapılmak istenenlerden seziyorsan bu sonucu kabullenmek daha kolay olur. Millet olarak şimdi sakin, kendi futbol koordinatlarımızı belki bir daha tanımlayarak, ligimizin çekişmeli ancak kalitesiz sularında boğulmadan oturup düşünmemiz gerek. Bu düşünce evresinde bize herşeyden önce hasret kaldığımız bir sakinlik gerekiyor elbette.

Madrid ve İstanbul’daki iki İspanya maçında beni kabullenmeye iten şey maçlar boyunca yaşadığım şu duygu oldu; istedikleri zaman atacaklar. İki maç da sanki bu havada oynandı. Del Bosque’nin öğrencileri ihtiyaçları kadar oynadılar, istedikleri durum tehlikeye girmeye başlayınca da attılar.

Elbette biz de bu olanağı onlara tanıyacak hamle hataları yaptık. Örneğin Ayhan Akman’ın neden 18 dışında, Nihat Kahveci ya da Emre Belözoğlu’nun içeride olduğu sorgulanabilir. Ya da Volkan Demirel’in yumrukumsu hamlesi ile nasıl maçı verdiğimiz anlatılabilir uzun uzun. Ancak bana öyle geliyor ki bunlar olmasaydı da İspanya istediğini alırdı. Bu çıkarım bir genelleme değil, sadece iki maçı izlemiş ve izlerken hissettiklerini buraya yazmış birinin fotoğrafa bakışı. Belki de milli takımı oluşturan oyuncuların bu sezon kaybetmeye fazlasıyla alışmış olmalarındandır. Kadrodaki tüm oyuncular bu sezon defalarca yenildiler, büyük takımlarda oynamalarına rağmen buna alıştılar belki de. En amansız ruh Tuncay Şanlı’nın takımı küme düşmeye oynuyor, Nihat Kahveci’nin takımı kazansa da kendisinin performansı ortada.

Oturup düşünelim. Bilinçli bir sakinlikle.

Read Full Post »

spain_turkey_locator

 

Futbolda üzüldüğüm, üzüldüğüm ne sözcük kahrolduğum bir dolu zaman oldu. Bir top ve yirmi iki adam için değer mi diye sorulduğunda karşıdakini kıracak denli sertleştiğim anları da hatırlıyorum. Futbolu önemsiyorsan onun sana sunacağı duyguları da peşinen kabullenmişsin demektir. ‘Oyum’ her zaman seni mutlandıracak değil ya bazen de üzüyor. Hele bazen seri üzüntüler yaşıyorsun takımının seri yenilgileri sonrası. Ancak futbolu, renkleri acısıyla kabullenerek yaşıyorsan sevgin de anlamlı hale geliyor bana göre.

Milli takımımız son bir yılda iki duyguyu da bize epeyce yaşattı. Öyle ki maç içerisinde bile en derin sevgilerin kaynağı olabilirken az sonra en büyük acılara gark etti bizi. Ya da tam tersi. Kızsak da, sevmesek de, bazen çok üzülsek de Terim ve oyuncuları ülke futbolseverlerinin ilk kez tanık oldukları sonuçları aldılar yakın zamanda.

Bu başarılar milli takım teknik adam ve oyuncularında kimi zaman başarıyı hazmedememek olarak vuk’u buldu. Terim zaten egosu göğün tepesinde bir isim, bir de eli kolu bir durmayan oyuncular eklenince olduğumuzdan yükseklerde uçmaya başladık. İrtifadan başımız döndü. Sadece bu işe emek akıtanlarda ortaya çıkmadı bu durum, olaya teğet bakarak yorumlayanlarda da benzer görüşler hakim oldu. Öyle ki neredeyse Avrupa Şampiyonu olamadık diye cadı avı başlattık. Sonraki sonuçların hiçbiri futbol gerçekleri içerisinde baş sıralara güreşen nedenlere bağlanmadı. Mutlak kahramanlar gibi mutlak hainlerin olduğuna dair milli görüşümüz ağzımızdan çıkan ve kalemimizden dökülenlere de egemen oldu.

Uçlarda yaşama, duyguları siyah / beyaz ekseninde algılama anlayışımızın İspanya maçı sonrasında da oluştuğuna tanık oldum. Futbol üzerine ahkâm kesiyorsan, hele hele oynanmış bir maçı yorumluyorsan söylediklerin varsayımdan öte anlam taşımaz. Olan olmuştur, kaba tabirle söyleyeceğim; şemsiye senin söylediklerinle açılmayacaktır. Bu nedenle söylediklerini futbolun mutlak doğrularıymış gibi sivriltmeye gerek yok. Örneğin Semih Şentürk çıkmasa maçı alırdık önermesi daha önce aynı oyuncu sahadayken aldığın başarısız sonuçlarla çürütülebilir. Ya da Euro2008’de olduğu gibi oyuncu değişikliğinden daha sık son dakika yazısı değiştirmek zorunda kalabilirsin.

İspanya’nın, üstelik Madrid’de Türkiye’yi yenmesinden daha normal ne olabilir ki? Kaldı ki bir önceki cümledeki Türkiye sözcüğü hariç diğer tüm cümle öğeleri aynı kalmak kaydıyla istediğin ülkenin ismini yazabilirsiniz. Hepsini bu satırların yazarının futbol mantığı kabul edecektir. 29 maçtır yenilmeyen, Avrupa Şampiyonu olan, lig lideri Barselona’nın dünya üzeri bir futbolu örneklediği bir ülkeden bahsediyoruz. Ülke dışarısında kariyer ve kulüp rekorları kıran Torres’i cümle içerisinde bile kullanmıyorum.

Büyütmeye, ortadaki olağan durumu abartmaya gerek yok. Kabul edelim bu akşam Ali Sami Yen Stadyumu’ndaki maçın da favorisi İspanya’dır. Ne yazık ki oyuncu tercihlerinden öte bir durum bu. Elbette kazanabiliriz, elbette İspanya’yı yenerek 30 galibiyetlik serilerini sonlandırabiliriz. Futbolun tam göbeğinde bu gerçek de var. Ancak bu nasıl ki Endülüs’ü fethetmek değilse, mağlubiyet de Haçlı Seferleri’nin sonuncusunda toprak kaybetmek demek olmayacak. En nihayetinde bir futbol maçı deyip geçmeyeceğim elbet, futbolsa önemlidir benim nazarımda. Ancak dedim ya acı ve kahır yoksa zafer ve sevinçler ne anlam ifade edebilir?

 

Read Full Post »