Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Kitap’ Category

Metin Kurt

GLADYA~1

“Tabanı olmayan spor ’emek batakhanesidir’. Bizler futbolu bir oyun olduğu için sever ve oynardık. Artık futbol, para, son model arabalar ve güzel mankenler için oynanıyor” (M.Kurt)

“Futbolu oyun olarak severiz ancak bugün kullanılış şekliyle sevmemiz kendi kalemize gol atmak anlamındadır. Devrimciler hiç bir zaman spora karşı olmadı. Sporun içinde her zaman yer aldılar ama her zaman yanlış tarafta yer aldılar” (M.Kurt)

“Futbolda bizlerin boşalttığı alanları başkaları doldurdu. Futbolu bir uyuşturucu haline getiren sistem yerine futbolun kendisini mahkum ettik” (M.Kurt)

“Profesyonel futbol Türkiye’de bir yutturmacadır. Herkes spor kisvesi altında çıkarcıdır. İlk önce bu düzene bir son verilmelidir.” (M.Kurt)

Reklamlar

Read Full Post »

Akrabam Ljunberg

spl84164_ljung

Ljunberg’in bu arayışını gördükten sonra akrabam olabilir dedim. Aynen Avrupa Yakası’nda kendisinin İsveçli olduğunu iddia eden Burhan Altıntop gibi oldu farkındayım. Ancak bizim ailede henüz evden çıkarken sorunsuz biçimde anahtar bulabilen bir erkeğe rastlamadım. Anahtarlar evin her yerinde aranır, hatta bazen seferberlik bile ilan edilir ev içinde. Sonunda ya abuk bir pantalonun cebinden ya da kitaplıktan çıkar. Bilmem İsveçli oyuncu nerede bulmuştur anahtarlarını?

Read Full Post »

Âdetim değildir, bu pazar erken kalktım. Saati kurmadan, yatmadan önce şartlanmadan üstelik.

Şimdi, olaylar kendisini belli ettikten sonra fark ediyorum ki bu pazar günü normal akışında olmayan ne çok şey yapmışım. Örneğin kalkar kalkmaz duş almak gibi. Oysa güne başlarken aldığım duş hemen sinüzitimi azdırır. O da sonu gelmez ve önlenemez baş ağrısını. Ev de tertemiz, dün H. abla geldi sağolsun. Daha sık gelse ne iyi olur diye düşündüm…

Sonra iki tost eşliğinde MutlakGol’e baktım. Biraz yazdım. Biraz.

Pazar gazetelerini alıp kanepeye oturdum. Oturdum değil de işgal ettim o bölgeyi. Ne de olsa dışarı çıkmama kararı almıştım. Aylar sonra ilk kez dışarıya adım atmadan birgünü komple evde geçirmeye niyet ettim. Gazeteler, ekleri derken epeyce oyalandım. Gazeteyi ekrandan değil de elde, kağıttan okumak ne zevkli. Oysa sadece pazar günleri bu olanağım oluyor. Okuduktan sonra ellerdeki siyah mürekkebi bile seviyorum…

Neskafe eşliğinde MutlakGol‘e bakındım sonra. Azıcık yazdım. Azıcık.

Football Manager’ı açtım. Özlemişim, özlemiş. Sitem etti biraz, haklıydı. Uzun zamandır ihmal ettim onu. Birkaç saat FM 2009’a eşlik etmesi için televizyonunun kumandasına tıkladım. Sağolsunlar, iyi anlaşır ikisi. Evde aylak aylak takılacağın günler için birebirdir bu ikili. Sezona güzel bir giriş yaptıktan sonra, büyük sehpanın üzerindeki dergiler cezbetti.

Varlık dergisi ile FourFourTwo‘nun Şubat sayılarına gitti elim. Varlık’ta Filistin anlatılıyor uzun uzun. Onlarla beraber Hasan Bülent Kahraman’ın Amerika’nın sonbaharını anlattığı yazıyı tavsiye ederim. Ayrıca Robinho’nun ve Mehmet Topal’ın FourFourTwo’daki söyleşilerini de seversin diye umuyorum.

Ayşe Kulin’in Veda’sı ne zamandır elimin altında, bir türlü bitmedi. Kitabın başlarındaki tempo ne yazık ki ortalarında kayboluyor. Arada birkaç kitap okudum, ne zamandır ortalarda sürenen Veda’yla ilgilendim biraz. Biraz.

Sonra D. geldi. Nihayet geldi. Lost’un son sezon beşinci bölümünü izledik. Dizinin nereye gittiğini değil, nerede olduğunu anlamak bile zor artık. Dur bakalım nasıl biterecek babalar diye takip ediyoruz. Öğle yemeği niyetine pizza söyledik, afiyetle yedik. Little Ceasar’sı banko geçiyoruz.

NTVSpor’da Juventus – Sampdoria maçı vardı. Fena maç değildi hani, direkler olmasa daha da zevkli geçebilirdi. Juventus gene puan kaybetti. Her yol Inter bu dakikadan sonra… FA Cup’ta Derby-Manchester United maçına baktım. Ronaldo ve Giggs’in neden futbol tarihine isimlerini yazdırdıklarını birkez daha anlayarak hak verdim. Bir de İngiliz’in futbol tutkusuna şapka çıkarttım, son kez olmayacak birkez daha. İkinci yarı Dortmund maçına kaçamak yaptım, ancak bu işkenceye uzun süre katlanamadım. Kaçtım o maçtan. Koşar adım. Atladım FA Cup’ın boynuna…

Cem Yılmaz vardı Var Mısın Yok Musun’da. Varım dedik, oturduk izledik. Kaçırdıysan mutlaka izle, gülmekten kırılırsın. Bir kırıldık, sonra da burulduk; Inter Milan-Milan maçı başlayınca yeniden NTVSpor’a geçtik. Geçmek zorundaydık…

Maçın sonlarında MutlakGol’e post girsem mi diye düşünürken, Ercan Taner’in sesi ile irkildim. Kös kös oturdum kanepeye, son 20 dakika görülmeye değerdi. Pişman olmadım.

El Turco e-mail atmış. Beyrut, Şam derken Halep’teymiş şimdi. Pazartesi geliyorum ama yanımda futbolla ilgili materyal yok diye eklemiş. Zira Lübnan ve Suriye’de futbol yok(muş).
Maçın sonunda MutlakGol’ün başına oturdum. Kısa birşeyler yazdım. Kısa.
Pazar günü evdeydim. Hep.

Read Full Post »

Murat Erdin’in Yer Fener, Gök Cimbom isimli kitabı daha önce Dünyanın En Büyük Derbisi altbaşlığı ile İthaki Yayınları’ndan çıkmıştı. Ocak 2009 itibariyle Doğan Kitap tarafından basılıyor. 17 Ocak 2009’un ezeli rekabetin 100. yaşgünü olması sebebiyle tekrar okunması gereken bir yayın. Tanıtımı için daha önce şu cümlelere yer verilmiş:

“Sadece Türkiye’nin değil dünyanın en büyük derbisi.”

İstanbul’un iki seçkin takımı, Galatasaray ve Fenerbahçe yüzyıla
dayanan rekabetleriyle sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en büyük derbisini
yarattılar. İki kulübün sadece futbol takımları değil, diğer branşlardaki
takımlarının yaptığı maçlar da derbi kabul ediliyor. Aynı kentte yaşanan bu
tatlı savaş, her Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde tüm ülkeyi sarıyor ve
haftalarca konuşuluyor. Kahvehanelerde, evlerde, okullarda, işyerlerinde bu
ezeli rekabetin sonucu ve pozisyonlarıyla ilgili yorumlar yapılıyor, hakemler
eleştiriliyor. İki takımımız Türkiye’nin yarattığı bir değer haline geldi. Bu
değer trilyonlarla ifade edilen bir parasal değerden ibaret değil sadece. Göz
önündeki camialarıyla, kitleler üzerinde yarattıkları etkiyle, milyonları
sevindirip üzmeleriyle, insanları bir mıknatıs gibi çeken aidiyet duygularıyla
kanıtlanan manevi bir değer.

Read Full Post »

Ölümsüzleşmek

İnsanoğlu henüz nefes alırken, fani dünyadan ayrıldıktan sonra da yaşamak için, isminin hatırlanması için birçok şey yapar. Yapılan iş esnasında bilinçaltındaki bu çabanın çok da farkına varamayız. Ancak sanatla uğraşmak, arkasında bir basılı / görsel eser bırakmak ölümden sonra da yaşamak için en iyi yollardan biridir. Yakın zamanda yitirdiğimiz Mehmet Ali Gökaçtı bunu başarmış insanlardan biri. Kendisi aramızdan ayrıldıktan sonra onun ismini ölümsüzleştiren eseri çıka geldi. İleteşim Yayınları’ndan “Bizim İçin Oyna”.

Read Full Post »

Futbol Buysa Üstü Kalsın
Eran Kılcıgil

Güncel Yayıncılık

…Memleketin aydınlanma çabaları bireysel değil toplumsaldır ve bu uğraşıların yanında futbol okyanusta bir damladır. Olsa da olur, olmasa da. Ayağına top değmemişlerin futbol otoritesi zannedildiği bir toplumda, bir meslek adamının işin tam içinde bulunması nedeniyle futbol yazması akademik sorumluluk nedeniyle zorunlu hale gelmiştir.Yazar; teknik analizler yerine futbolun görünmeyen sosyal dinamiklerini analiz etmektedir. Endüstriyel kapitalizm, popüler olanı destekler. Popüler olan bu çarka su dökenlerden seçilir. Meslek bilgisi hep arka plandadır. Anlamayanların ellerine kalem verilince gazete ve televizyonlarda boy gösterirler. Bu işi onları oraya getirenlerden onların istediği şekilde öğrenirler. …(Tanıtım Bülteninden)

Read Full Post »

Uzunca bir süredir kitapçı raflarında alıp alıp geri koyduğum bir kitaptı. Sonunda alıp okumaya başladım. José Mourinho: Başarının Anatomisi. Portekizli’nin İngiltere’den sonra İtalya’da da ortalığı karıştırmaya başlaması kadar yeni futbol kitaplarının çıkmayışı da bu satın almayı zorunlu hale getirmişti. Patrick Barclay tarafından yazılan kitap bir fenomene dönüşen Mourinho’nun kariyeri ve kişiliği açısından ipuçları ile dolu. Emeğe saygısızlık etme korkusuyla şunları da söylemeliyim; kitabın çevirisi kötü. Çeviren Ahmet Felik futbolla ne kadar içiçe bilmiyorum ancak özellikle futbolseverlerin çok iyi bildiği bazı terimler yanlış kullanılmış. Bulmuşuz neyini arıyoruz değil mi?

Read Full Post »

Older Posts »