Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Film’ Category

Maradona

Emir Kusturica’dan Maradona belgeseli. Belki de izlemişsindir.. El Diego’nun hayatının sadece futbol bazlı değil, her açıdan ele almaya çalışan bir eser. Hayatı film gibi denilen bir adamın hayatının filmi.

Read Full Post »

Bir itirafa konu edilebilir mi bilmiyorum; dün akşam Recep İvedik’e gittim. Üstelik çok da güldüm. Beklentiyle ilgili bir şey herhalde, beklentiyi düşük tutunca, hatta hiç beklentin olmayınca yakaladığın birkaç küçük parçadan bile haz alabiliyorsun. Filmin bir dünya eleştirilecek, kimi yerlerde ti’ye alınabilecek noktası var, aşağıda konuşuruz seninle. Geneli için; beğendim, tavsiye edebilirim diyemeyeceğim. Ancak sana dürüst olmalıyım; yer yer hoşuma da gitmedi değil. Bir sinema filmi olduğunu iddia etmek zor, peşi sıra ekrana gelen skeçler bütünü olarak bakmak daha doğru olur sanki. Bizden biri olması, gün içerisinde karşımıza çıkan bir tipleme olması bile birçok Amerikan komedisinin önünde yer alması için yeterli bir neden.

Biliyorum ki bu yazıyı okuyan birçoklarınca yapılacağı gibi, Recep İvedik bahsinin geçtiği meclislerde epeyce eleştiri alacak film. Üstelik filmi savunmak gibi bir derdim de yok ancak şu bilgiyi paylaşmama izin ver. İzlediğimiz sinema salonu İstanbul’un mutena semtlerinden birindeydi. 7 salonun 4’ünde bahse konu film vardı, salonların tamamı da doluydu. Yarılarak gülen de bir dünya insan var haberin olsun. Yani kimsenin ‘Var Mısın Yok Musun’, ‘Yemekteyiz’ izlemeyip herkesin belgesel izlediği güzel ülkemde epeyce Recep İvedik seveni var! Aynen futbola uzak durmaya çabalayan entel kesimin, işin rengi değişince bir anda futbolsever olması gibi…

Filmden çıktıktan sonra Recep İvedik karakterinin Türk Futbolu’na ne kadar benzediğini düşündüm. Ne ilgisi var deme, açıklamama izin ver lütfen…

Örneğin filmdeki bayağı esprilerin Türk futbolundaki hücum anlayışına ne kadar benzediğine bak. Ne olacağını, nerede ne yapılacağını senarist kadar biz de biliyoruz. Aynen kontratağa kalkan herhangi bir takımımızın nerede pas hatası yapacağını, boş koşuyu nasıl yanlış yere yapacağını bildiğimiz gibi… Küfürler mi? Futbolcusundan seyircisine, milli takım antrenöründen yorumcusuna Recep İvedik’dekinden az küfür ettiğini iddia edebilecek kaç adam tanıyorsun?

Sonra filmde ana bir karakter var, hemen her sahnede, her espride. Eğer bir espri olacaksa o yapıyor, eğer bir salaklık komediye dönüşecekse gene o en önde. Futbolumuzdaki 10 numara arayışını anımsatmadı mı sana? 90 dakikanın her sahnesinde medet umduğumuz, her yerde olsun istediğimiz futbol karakteri gibi Recep İvedik. Bu durumda onu sürekli eleştiren, yeri gelip sırtını sıvazlayan ama daha çok homurdanıp yerin dibine geçiren nine de biz futbol seyircileri oluyoruz sanki. Filmde sürekli otururken gördüğümüz nine gibi biz de oturduğumuz yerden olumsuzluk kusuyoruz…

Filmdeki bir diğer karakter de ilk filmde İvedik’in yanında olan otel görevlisi gibi kısa boylu, ana karakterden daha temiz yüzlü ve yaşı genç ajans çalışanı. O karakter filmin ‘ön liberosu’. Dayağı yiyen, her hücumu önlemeye çabalayan, yardımcı, çalışkan ve hiçbir zaman ortadaki sevgi rantından gerekli parseli alamayacağını en başta kendisi olmak üzere herkesin bildiği kişi.


Filmin genelini ortalama bir sinema filmiyle kıyasladığında elde kalan şey şu; güldüren ancak daha iyisi olsa biran düşünmeden vazgeçebileceğin bir film. Ayrıca basit, sonunu öngörmek için ortalama bir zekânın neredeyse fazla geleceği, fazlaca sürprize, ön çalışmaya, yaratıcılık için gerekli zorlamaya dayanmayan, ancak ‘bizden’ olduğu için hoşuma giden bir çalışma. Ligimizin en ‘süper’ hali gibi. Lütfen samimi ol; şampiyon adayları belli, gidişatı belli, sürprizlere çok açık olmayan bir lig değil mi bizimkisi.

Recep İvedik ‘yönetilmeyi’ gerektirmeyen bir film neredeyse. Kamera ve Şahan olsun yeter gibi bir düşünce tercih edilmiş. Görüntü, ses, kamera açıları vs. hatalarla dolu. Önemsenmemiş, üzerinde planlama yapılmamış. Maçlarımızı yöneten hakemler ile onlardan sorumlu kurulun durumu da farksız değil ki! Hani neredeyse maçlar hakemsiz oynansın gibi bir genel kabul oluşacak, İvedik yönetmensiz de çekilebilirmiş imajına nazire yaparcasına…

Eğer filmi izlediysen ana karakterin kendi kültüründen olmayan birçok kavramı kullanmaya çalıştığını fark etmişsindir. Örneğin suşi yemeğe gitmesi ya da Amerikan kahvecisinde oralet isteme sahnesi gibi… Oysa bu girişimlerin tamamının hüsranla sonuçlanacağı o kadar aşikâr ki, dayanamayıp müdahale edesin geliyor perdeye bakarken. Üstelik dikkat çeken bir başka noktada hüsranla biten her olayda başarısızlığı ya durumu ya başkasına yönlendiriyor: ‘Ben zaten şarap sevmem ki, getirmiş bana şarabı dayamış’. Aynen takımlarımızın duran toplarda adam paylaşımını öğrenmeye çabalamaları gibi. Olmadı, olmuyor ve üzülerek belirtiyorum ki galiba olmayacak. Sahi her yediğimiz duran top golünde stoper kaleciyi, kaleci sol beki, sol bek kendisinin çekildiği iddiasıyla hakemi suçlamıyor mu?

Peki film neden bu kadar tutuldu? Neden bu kadar sevildi?

Neden her hafta küfrün bininin bir para olduğu stadyumlara gidiyorsak, neden koltuğumuza başkası oturduğu halde binlerce lira ödüyorsak, neden hakem hatalarının bilerek ve isteyerek bu denli ön plana çekildiği, kısır çekişmelerin gündem diye yutturulduğu, ceza sahası dışından atılan goller ile zekâ isteyen ara pasların sezon boyunca iki elin parmaklarını geçmediği, dünya standardı ile karşılaştırılması bile abes kabul edilecek ligimizi inatla, ısrarla, zaman zaman da beğeni ile izliyorsak…

Recep İvedik’i de o yüzden sevdik. Yaratabildiğimiz değer bu olduğu için… Genelimiz, alt komşumuz, bakkalımız, üniversitedeki doçentimiz, müsteşarımız, sanatçımız vb. bu kadar olduğu için. Kabul edelim; genele vurduğunda bir ‘Eşkıya’ ya da ‘Hagi’ çıkmıyor bizden. Biz daha çok ‘Recep İvedik’ ve ‘Gökhan Zan’ız.

Read Full Post »

Green Street Hooligans’ı izlemişsindir, TV’de bile oynadı. Gerçi dublaj ile aynı tadı vermiyor haberin olsun. West Ham United taraftarları ile Milwall psikopatlarının ilişkileri ekseninde Ada’daki futbol, holiganizm ve tribün gruplarını konu alan enfes bir filmdi. En son acıklı bir noktada bırakmıştık Green Street Elite’i. Filmin ikincisi 2009’da gösterime girecek. Yönetmen Jesse Johnson, senaryo Jay O’brien’a ait. Ne zaman gösterime gireceğini bulamadım, bulursan yazarsın…

Read Full Post »

Vicky Cristina Barcelona, Vicky ile Cristina isimleri bizim memlekette anlaşılmaz ama Barselona’yı en azından futbol sayesinde bilmeyen yoktur kaygısı ile ülkemizde Barselona, Barselona ismi ile vizyona girdi. Yazan ve yöneten Woody Allen. Javier Bardem, Scarlett Johansson, Rebecca Hall, Penelope Cruz başrollerde. Ülkemize bol gelebilecek kadın-erkek ilişkilerini sorgulanması bağlamında izlenmesi gereken bir film. Konuyu anlatarak izleme hevesi olanların heveslerini kesmeyelim.

Barselona’nın bir şehir ismi olduğunu, futbol kulübü olduğundan sonra ayrımsayan dimağlarda filmi izlerken futbol düşünmemek olası değil. Hele hele işin içine Oviedo ve karakterlerden birinin Katalan kültürünü araştırması girince, beynin arka belleği de çalışmaya başlıyor futbolsever zihinlerde. En azından bende öyle oldu. Filmi izlerken İspanya tarihi, tarihi eserler, sanat derken Barça’nın 3 gollü ortalaması, Oviedo’nun eski hali ve serbest çağrışım sonrası Viktor Onopko geldi aklıma.

Genç kel Onopko’yu Galatasaray karşısındaki Spartak Moskova takımından hatırlıyorum. Galatasaray, Kalli’nin teknik danışmanlığında, Hollman önderliğinde Manchester United’ı eleyerek ilk kez Şampiyonlar Ligi gören Türk takımı sıfatıyla Moskova deplasmanına gittiğinde Onopko onu karşılayanlar arasındaydı. Ruslar 9 kişi kalmalarına rağmen Galatasaray 1 puana razı olup dönmüştü. Ancak rövanşta Ali Sami Yen’de tarihi bir olay yaşandı, bir Türk takımı ve oyuncusu Şampiyonlar Ligi’nde golle tannıştı: Cihat Arslan.

Dönemin ön liberolarının neredeyse tamamında olduğu gibi Onopko da kendisine savunmanın önüne neredeyse sandalye atıp oturacaktı. Zaman zaman defansın ortasına geçen Onopko’nun, sahada kendisine dar bir alan çizmesine rağmen inanılmaz bir tekniği vardı. Çok değil, bir iki sene sonra La Liga’ya transfer oldu. Gittiği takım Vicky Cristina Barcelona’dan aklıma gelen Oviedo idi. 7 sene bu takımda oynadı, defans ve orta sahada görev yaptı. Hafızam beni yanıltmıyorsa kaptanlık da yaptı. 2002 yılında Real Vallecano’ya uğradı. Sonrasında ülkesine dönüp FC Alania Vladikavkaz forması giydi, futbolu FC Saturn Ramenskoe takımın bıraktı.

Adının sıklıkla Galatasaray ile anıldığını da hatırlıyorum. O değilse bile Moskova’daki maçta kadroda yer alan Vladimir Beschastnykh Fenerbahçe, Khlestov Dimitri ise Beşiktaş formalarını giydi. O kadrodan Ilia Tsymbalar, Valery Karpin, Yuri Nikiforov da futbol tarihinde iz bırakan diğer isimlerdi…

Read Full Post »

Joe Cole

Joe Cole dizini sahada bırakıp, sezonu kapattı. Haziran ayında Milli Takım forması ile Kazakistan ve Andorra maçlarına yetişmesi bile zor gözüküyor. Sahaya çıksa bile nasıl toparlayacak merak konusu. Chelsea, İngiliz oyuncunun yerine adam arayadursun, Cole Londra’da ameliyat oldu. Fotoğraf ameliyat sonrası ilk fotoğraf olup, Chris Wilson / Mirror’a aittir.

Read Full Post »

Cem Yılmaz eylemişse güzel eylemiştir diyerek gittim filme. Çekimler, kullanılan efektler ve espiriler süper. Hele hele bir futbol seyircisini filmin ikinci yarısı mest edebilir. Futboldan anlamadan bu kadar güzel doneler yakalayarak bizi güldürmeyi başaran Cem Yılmaz bir de futboldan anlasa neler yapacak demek ki! Rıdvan Dilmen sürprizi, eski çağ kramponu gibi güzel detaylar var. Film komik değil diyenlerin yorumları üzerine korkarak ve çok gülmemeyi göze alarak girdiğim sinema salonunda gülmekten karnım ağrıyarak çıktım. Bir taş devri filmi aynı zamanda bir futbol filmi bana göre…

Read Full Post »

Güzel Oyun Futbol

İngiliz Milli Balesi Güzel Oyun Futbol Gösterisinde…

Read Full Post »

Older Posts »