Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Adriano Sevgisi

SOCCER-LATAM/

Brezilyalıların genel umursamızlığının ötesinde huyları olduğuna şüphe yok. Adriano için bu kadar emeğe değer mi, açıkcası şüpheliyim. Ancak vatandaşları sahip çıkmış, ortaya da bu tribün şovu koymuşlar. Bakalım bu aşk ne kadar sürecek…

Mourinho’nun Balı

adsız

Mourinho’yu maç sonunda görmek lazım aslında. Şampiyonlar Ligi’nde galibiyeti unutalı çok oldu. Yerel başarıların üzerine eklenemeyen her galibiyet siciline eksi olarak yazılıyor Milano muhasebecileri tarafından. Dinamo Kiev karşısında 21′de Shevchenko’nun golüyle geriye düşünce epeyce yusuflamıştır bu nedenle. Ancak talih mi, şans mı, çalışmanın sonucu mu siz karar verin. Maç 86′da 1-1, 90′da 2-1 olmuş. Inter İtalya’ya 3 puanla dönüyor. Domuz gribinin şu ana kadar 70′e kadar can aldığı Ukrayna’dan tribün manzarası ise ürkütücü…

Barselona evinde mağlup olduğu Rubin Kazan’ı deplasmanda da yenemedi. Maç beklediğimin ötesinde tempolu ve pozisyonluydu. Inter aldığı galibiyetle (6 puan) grup lideri olurken, Barça ikili averaj nedeniyle Rubin Kazan’ın ardından 3. Çok ilginç şeyler olabilir bu grupta. Asıl felaket Liverpool’un başına geldi. 80′lerin başında Babel’in müthiş golüyle Fransa’da Lyon karşısında öne geç, 90′da beraberliğe razı ol. Grupta sıfır puanlı Debrecen’i 5′leyen Fiorentina 10 puanlı Lyon’un 1 puan gerisinde ikinci. Liverpool ise 4 puanda ve büyük sürpriz olmazsa Avrupa Ligi yolcusu. Benitez’in Allah yardımcısı olsun ya da menejeri şimdiden çalışmaya başlasın.

Futbol Oyuncakları

adsız

İkoncan!

adsız

Geçen günlerde Başkan Adnan Polat’ın ceketine takılması ile gündeme gelmişti. Daha önce de taktığı şapkayla. Kendi modasını yaratmaya devam ediyor.

roman-460x348

Riquelme’nin ayağı uf olmuş. Doktor amcalar tedavi ediyorlar. Ancak benim anlamadığım o kaval kemiğinin üzerindeki nesne; kadın bağı mı, tekmelik mi? Ne işe yarar yahu o?!

Ercan Saati Savaşı

59777

Ercan Saatçi Vak’ası basın ve spor tarihimize artık bir savaş nitelemesi ile yerleşecek gibi gözüküyor. Hazret özür dilemek şöyle dursun neredeyse özür bekliyor. Ancak daha da vahimi federasyon başkanının bu kişi ile oturup yemek yemesi. Sütunlarından birbirlerini yağlamalarına alıştığımız Saatçi ile İbrahim Seten’in yanında federasyon başkanından başka Serdar Güzelaydın ve Şansal Büyüka varmış. Ayrıca Saatçi herkesin ortasında Haldun Üstünel’i arayarak bu savaşı bırakın yoksa ben de kasetleri ortaya dökmeye başlayacağım diye tehdit savurmuş. “Yayınla o zaman” restinin sonrasında bakalım neler olacak…

10

Beckham Sevgisi

beck

Milan geçen sezon deneyerek maddi & manevi sonuç aldığı Beckham’ı getirme salvosunu bu sezon da tekrarlıyor. Kulüp ara transferde İngiliz oyuncunun katılacağını açıkladı. Geçen sefer gereğinden fazla ilgi gören Beckham Milano’da aynı ilgiyi görecek mi bakalım? En azından yukarıdaki görev başındaki kameramanın ilgisini göremeyeceğini umuyorum.

Gerillainho

adsız

Yettigari, Ama Hepinize…

demir224-(Salt-Okunur)3

3 Kasım 2009 tarihi İnönü Geceleri içerisindeki karanlık köşelerden birinin baş köşesine oturdu. Wolfsburg karşılaşmasındaki yanlışlıkları ne kadar titizlikle yazarsanız yazın, mutlaka unuttuklarınız olacaktı. O denli bol, o denli çeşitli hataları gördük. Üstelik sadece saha içerisinde değil, tribünlerin nicesinde de.

İlk yanlışlık kör talihten geldi. Mevcut eksiklikler yetmezmiş gibi  maç günü Ernst sakatlanınca rüzgarın yönü belli oldu. O rüzgar ki maçın başından itibaren sürekli olarak Hakan Arıkan’ın koruduğu kaleye Alman akınları olarak sertçe esmeye başladı. Beşiktaş’ın toplu halde yapmaya çalışıp beceremediği savunma kara mizah örneklemeleri ile doluydu. Sonra Boşnak destekli Almanlar golü buldu. O dakikaya kadar takımın tutukluğuna ayak uyduran İnönü tribünleri de durdu. Takım formsuzsa, tribünler de formsuzdur diyerek…

Maçın geri kalanını yazmak çok basit. Beşiktaş İbrahim Üzülmez’in kanadından gol bulmaya çabaladı, toplar sürekli karambol niteliği kazandı. Mustafa Denizli bugüne kadar tek Şampiyonlar Ligi puanı aldığı rakibi karşısında oyuncu değişikliklerine gitse de mantık değişmedi. Dolayısıyla skor da. Gol olacaksa da bunu bilinçli olarak atabilecek tarafın konuk ekip olduğu netti. Nitelik tribünlerin ateşini yakan, Beşiktaş’ı ateşe atan gol ve goller maçın sonlarına doğru geldi. Golle beraber uyuyan İnönü tribünleri de uyandı. Uyandı ama o dakikaya kadar suskun / sessiz / formsuz / iştahsız kalmanın nedenini açıklama zorunluluğu doğuracak kadar protest biçimde…  Madem bağırmaya mecaliniz vardı bu dakikaya kadar neredeydiniz?

Taraftarın ‘oyunun’ parçası olduğunu tereddütsüz biçimde kabul ederim. Yeri gelince destek verildiği gibi protesto da yapılır. Ancak bu iş küfür kıyamet olmaz, olmamalı. Üstelik İnönü’de her gelen başkan küfürle gidiyor. Ayıptır ey ahali! Beşiktaş tribünlerinin durup, düşünmesi ve kendi kendisini kınaması gereken bir olay.

Tribünlerin haklı tepkisinin haksız şiddetine bir yanlış cevap da başkandan geldi. O makamı doldurmak konusunda çap sıkıntısı olduğunu geçmiş altı yıl zaten özetliyor. Ancak tribünlerin tepkisine ayağa kalkıp, parmakla göstere göstere karşılık vermek neyin nesi ya hu? Yıldırım Demirören sadece bu yanlışı ile bile neden artık ‘yettiğini’ örnekledi.

Saha içerisindeki Denizli ya da oyuncu yanlışlıklarının Beşiktaş açısından bence bir önemi yok. Bu gece yaşananlar hiç unutulmayacak, bu daha önemli. Beşiktaş bundan sonra da maç kaybedecek, fark yiyecek, kupalardan elenecek. Bunların hepsi telafi edilebilir şeyler. Edilmesi bile önemi yok birçokları için. Ancak artık bazı sınırlar geçildi, geri dönülmesi imkansız, onarılması olanaksız kareler herkesin zihninde yer etti. Yazık oldu kısacası.

Kulak Kızartmaca

esek

Benzer ‘şakalaşma’yı bir iki maç önce ısınırken Aydın, Arda, Baros ve Uğur Uçar arasında da gördüm. Dörtlü, topa iki kez dokunarak yere düşürmeden arkadaşına aktarmaya çabalıyordu. İki kez topu düşerene diğer üçü Drogba muamelesi yapıyordu. Yalnız 9-10 yaşlarından beri bir arada olan üçlünün Baros’a karşı şirket yaptığını sezdim. Çek oyuncu da buna birçok kez isyan etti. Haksız da değildi hani…

dona

Bandista’nın müzüklerini seviyorum. Özgürlüğe Manuş da sevdiğim şarkılarından biri. Yukarıdaki fotoğrafı gördüğümde onların özgürlüğün nerede olduğunu tanımlarken kullandıkları dizeleri geldi aklıma:

Hem Seattle, hem Genova, hem Latin Amerika’da / Hem Hindistan’da bir arayışta / Özgürlük elinde özgürlük seninle özgürlük / Özgürlük sen ordaysan orada  / Hem sokakta, hem meydanda, hem kampüste, hem yolda / Hem mahpusta, hem torna tezgâhında.

Maradona da futbolun özgür ruhunu temsil ediyor. Kural tanımaz tavrı, yeteneğine ve yapacaklarına sınır konulamaz oluşu ile. İnsanın olduğu her yerde özgürlük olabilirse, futbolun olduğun her yerde de Diego olabilir. Kâh Arjantin’de yağmur sularının içinde, kâh İstanbul’da yaprakları sararmış bir futbol kitabının satırlarında veya Afrika’nın en karasında ülkelerinden birinde. Ya da yukarıda gördüğün gibi Afganistan’da. Futbol olduğu sürece o da olacak. Aynen insanın sonsuz biçimde özgürlüğü sınır koyamaması gibi…

Sen Gerçekten Başkasın

picture1f

-Yorumsuz-

Freddie Speaks UP!

Ljungberg

İsveçli Ljungberg futbol hakkında konuşuyor. Eli kalem tutan futbolcuları seviyorum. Blogu takip etmek için http://freddie.speaksup.com/ adresine girmen yeterli. İsteyen oyuncuyu Twitter’dan da takip edebilir.

Appiah Transfer Oldu, Valla!

Appiah4_1185627

Appiah sonunda transfer oldu. Fenerbahçe’ye dönmesi gündeme gelen, Tottenham ile antrenmanlara çıkan bir ara acaba Juventus’a mı gidecek denilen Ganalı sonunda kendisine kulüp buldu. Bundan gayrı İtalyan Bologna takımının formasını giyecek. İnanmadım, gittim İtalyanların resmi web sayfalarına baktım. Gözlerime inanamadım, haber doğruymuş. Bakalım sakat olduğunda bile Milli Takım’da harikalar yaratan orta saha oyuncusu Serie A’da neler yapacak…

Bak Oğlum Bu Roma

adsız

Totti, Olimpiyat Stadyumu tribünlerinde. Yalnız değil, oğlu Cristian’ı da almış yanına. Maldinigiller gibi oğlunu altyapıya verme yaşı da geliyor hani. Real Madrid’in servet önerisini tepmenin de böyle bir getirisi olsun artık.

ercan-saatci-01

Ercan Saatçi ile Metin Özülkü’nün FB TV için yaptıkları program çekiminde Galatasaray’a ağzı alınmayacak şekilde küfür etmeleri duymuşsundur. Günlerdir haklılık payı çok yüksek bir tepki silsilesi var. Sivas maçında Ali Sami Yen’deki tezahüratlardan epeyce payını aldı Ercan Saatçi. Şimdi kalkıp o küfürlere itiraz etme hakkı var mı? Yok. O hakkı kendi elleri ile tepti.

Ancak benim değinmek istediğim şey; birçok kesimin bu görüntülere şaşırmaları. Karşındaki adamın kim olduğunu bilmeden ya da unutarak olaya bakarsan şaşırırsın tabi. ‘Dan dan’ diye tehditkar şarkılar yapan, vitamin eksikliğini grup kurarak kapatmaya çalışan,  pankart ve renkler üzerinden hareketlere ezeli rakibine terörist imasında bulunabilen, içgüveysi bir yazarsa konu şaşırmak neden?

Saatçi’nin bu günkü yazısını okuyanların neredeyse gözleri dolacak! Delikanlılık namına sığınıp bir dizi soru sormuş? Yahu madem çok delikanlısın, çık ettim evet de, alınanlardan özür dilerim de. O da yemiyor. Ne bu kendini savunma zavallılığı…

Bu Ne Rahatlık!

adsız

Nasıl ki bazen kağıt üzerinde kolay gözüken maçlar, yeşil çimlerin üzerindeki gerçeklerle zora girerse; tam tersi de zaman zaman söz konusu olabiliyor. Yani maça çıkmadan önce zor gözüken maçlar, bir de bakıyorsun sahada çorap söküğü misali açılıyor. Galatasaray’ın Keita, Elano, Baros gibi isimlerden yoksun çıkacağı Sivasspor maçı hem rakibin geçen sene ağızlara çaldığı bal hem de derbi mağlubiyetinin süregelen moral bozukluğu nedeniyle zor olmaya namzetti. Ancak eksikler Galatasaray için avantaj oldu. Yumaşacık orta alana gelen Barış desteği, Gökhan Zan-Servet Çetin’in içini rahatlatan bir sertliğe büründü. Sivasspor sürekli olarak ikili üçlü sıkışmaya maruz kaldığı için orta alanı geçemedi. Dolayısıyla da defansa bireysel ya da kolektif hata yapacak fırsat tanınmadı! Üstelik Barış-Mehmet Topal-Mustafa Sarp üçlüsünde Topal tek önliberoya geçince rahatladı. Sarp ise birkaç adım da olsa önde olmanın rahatlığı ile daha geniş alanda top oynamaya başlayarak maçın en etkili adamlarından biri oldu. Üstelik bu üçlü saha içerisinde sürekli birbirlerini tebrik edip gaza getirerek nasıl oynamak istediklerini kulübeye iletir gibiydiler…

Sivas karşısında Galatasaray’ın en iyisi kuşkusuz Sabri’ydi. İlginçtir, pek sevilmese de maça sağ bek başlayarak sağ açıkta tamamlayan oyuncu uzun uzun alkış ve takdir aldı Ali Sami Yen tribünlerinden. Diğer tüm oyuncuların da kendilerini affettirmek için olsa gerek normalin üzerinde bir gayretkeşlik içerisinde olduklarını söyleyebiliriz. Öyle ki, yeni nesil buz adam Hakan Balta bile inanılmaz bir hırs küpü görüntüsündeydi. Nonda biraz daha hareketli olabilse, son vuruşlarda total beceri artırılsa Galatasaray daha da farklı kazanabilirdi. Rijkaard’ın, Kalli dönemini anımsatan bu orta alan kurgusu üzerinde biraz durmasında fayda var bana göre. İnce işler elbette her futbol severin görmek istediği şeyler, ancak görünen o ki ince işleri yapanların da bu denli ısırgan bir orta saha yaratmalarına imkan yok. O zaman ilk golde olduğu gibi Barış gibi çalışkan isimlerin ince işleri de yapmasını beklemek daha akıllıca olabilir.  

Dünkü maçta Bucaspor maçından bile daha az seyirci olmasını neye yormak lazım. Derbi şokunun daha yoğun olduğu, hafta içinde 19:00’da oynanan maça gösterilen ilgide elbette neredeyse bedava olan bilet fiyatlarının etkisi vardı. Ancak Sivasspor karşısındaki seyirci sayısı ayıptır! Bu ayıbı not düşerek, konuyu daha da derinleştirmeyelim.

Eve dönerken radyoda denk geldim. Sivas ellerinin yeni patronu Muhsin Ertuğral’ın konuşması son yıllarda gördüğüm en aklı başında ve gerçekçi konuşma oldu. Kendi hatalarından, Petkovic’in topu elinde tutuş süresine kadar bir dizi örnek konuşmaya imza attı yeni hoca. Avrupa’da bu işler böyle der geçerdik ama Afrika’da bile aşmışlar demek ki…

golden

FIFA Yılın Futbolcusu Ödülü Adayları belli oldu. Toplam 23 kişilik aday listesinde Barça geçirdiği süper sezondan sonra tam 6 oyuncuyla başı çekiyor. Messi açık ara favori.

 Michael Ballack (Almanya) – Chelsea
Gianluigi Buffon (İtalya) – Juventus
Iker Casillas (İspanya) – Real Madrid
Cristiano Ronaldo (Portekiz) – Real Madrid
Diego (Brezilya) – Juventus
Didier Drogba (Fildişi Sahili) – Chelsea
Michael Essien (Gana) – Chelsea
Samuel Eto’o (Kamerun) – İnter
Steven Gerrard (İngiltere) – Liverpool
Thierry Henry (Fransa) – Barcelona
Zlatan Ibrahimovic (İsveç) – Barcelona
Andres Iniesta (İspanya) – Barcelona
Kaka (Brezilya) – Real Madrid
Frank Lampard (İngiltere) – Chelsea
Luis Fabiano (Brezilya) – Sevilla
Lionel Messi (Arjantin) – Barcelona
Carles Puyol (İspanya) – Barcelona
Franck Ribery (Fransa) – Bayern Münih
Wayne Rooney (İngiltere) – Manchester United
John Terry (İngiltere) – Chelsea
Fernando Torres (İspanya) – Liverpool
David Villa (İspanya) – Valencia
Xavi (İspanya) – Barcelona

 

Yazıklar Olsun!

IMG_1851

IMG_1858

 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Kadıköy Suadiye’deyim. Kaldırımda durmuş, önümden akan binlerce insan arasından kendime fotoğraf kareleri çıkarmaya çalışıyorum. Beşiktaş Çarşı da el emeği göz nuru pankartları ile yürüyüşte. Aynen önceki sene olduğu gibi. Ne kadar kızsan da yaptıkları bir hareketle sempatini kazanabiliyorlar. Futbola olan merak ilgimi o yöne mıhlıyor. Bakalım gerginlik olacak mı? Bir iki siyah beyaz slogan, baştaki abinin uyarısı ile hemen kırmızı beyaza dönüyor. Caddedeki kalabalık nedeniyle ağır aksak yürüyen grubun yanından, kaldırımdan Şaşkınbakkal’a yol alıyorum. Fenerliler ellerinde ‘ekstra’larla alt geçide toplanmışlar. Belli ki amaç yürüyüş değil, öyle olsa cadde olmaları ve ellerinde ‘ekstra’ yerine bayrak olması gerekir.

Bekliyorum, bir umutla… Umudum Çarşı tam o hizaya geldiğinde karşılıklı olarak atılacak, günün anlam ve önemine uygun sloganları duymak. Çok geçmeden oraya varan Beşiktaşlılar ‘şehitlere’ gönderme yapıyor. Fenerliler meşale yakıyorlar, tam olaysız geçecek derken Çarşı’nın arkasından sahalara yabancı, caddelere tanıdık cisimler süzülüyor. O ortamda bulunanlar panik olmaz. Ben de fotoğraflamaya devam ediyorum. Peki ya hayatlarında ilk kez bir tribün kapışmasına tanık olan yüzlerce insan! Hele hele çocuklar, bebekler. Belki de ilk kez bir yürüyüşe katılmış, çocuklar? Onları düşünen yok, aman racona ters hareket olmasın tek dert bu.

Söylenebilecek çok da bir şey yok aslında. Yazıklar olsundan başka.

« Yeni Yazılar - Eski Gönderiler »