Güney Afrika’da sahaya çıkan en iyi takımın, en azından şu ana kadar Almanya olduğu su götürmez bir gerçek. Üstelik Low’ün takımı geleneksel olarak yaşlı kurtlarla bezenmiş kadro yapısının aksine çoluk çocuk kıvamında. Klasik Alman disiplini, başta Mesut olmak üzere yaratıcılıkla bezenmiş durumda. Hal böyleyken Avustralya’nın Panzerler karşısında tutunamaması kadar doğal bir futbol gerçeği olamaz.
Herhalde bu maça gelene kadar, ülke sınırları içerisinde merakla beklenen bir maç olmamıştı kupada. Bir yanda İstanbul kaçkını Kewell ve kısa sürede herkesin hayranlığını kazanan Neill, diğer yanda bizim çocuklar; Mesut Özil ve Serdar Taşçı… Bu dörtlüden ikisini izledik, Mesut’a ise hayran kaldık.
İki ülke daha önce iki kez karşılaşmışlar ve her ikisini de Almanya kazanmıştı. Panzerler 74 Dünya Kupası’ndaki maçı 3-0 alırken, 2005’deki Konfederasyon Kupası’ndaki maçı da 4-3 almayı bilmişlerdi. İstatistiklerin Mesut ve arkadaşlarını işaret ettiği bir diğer bilgi de Almanya’nın oynadığı son beş açılış maçını da kazanmış olmasıydı.
Durban’daki Moses Mabhida Stadyumu çimlerine gönderdiği kadroyu Schweinsteiger, Mesut, Podolski, Klose ve Muller gibi hücumcularla dolduran Low ektiğini biçti… Duran toptan yakaladığı fırsatı üçüncü dakikada gole dönüştüremeyen Avustralya, bu dakikadan sonra peşpeşe gelen Alman salvolarına karşı koymakta güçlük çekti. Nitekim koyamadı da. Dünya Kupaları’ndaki en golcü ikinci Alman futbolcu olan Klose, Bayern forması ile sezonu sadece üç golle kapatmasının örneklerini sergiledi. Öyle ki kafa ile auta, yerden boş kale yerine dışarı derken Low’un güvenip sahaya gönderdiği Klose’de “bunalımdaki Hakan Şükür” emareleri okunacaktı neredeyse…
Klose’nin yine pozisyon içerisinde olduğu atakta sen yapamıyorsan bana bırak diyen Podolski yaradana sığınıp füzeyi çaktı! Bu gol tüm Almanları ama en çok da Klose’yi rahatlatmış gibi geldi. Çok değil az bir süre sonra Klose de adını kupanın golcüleri hanesine yazdırdı. Diğer tarafta Neill çıldırmış, Kangurular dağılmıştı bile…
Bu dağılmışlık Almanlardaki disiplini doğal olarak gram oynatmadı; ilk yarım saat biterken Mesut’un kaleye gönderdiği topu Neill çizgiden çıkardı. Bu kurtarıla beraber umutlar ikinci yarıya taşınmış oldu. Nitekim ikinci yarıya Avustralya hızlı ve etkili başladı. Sağlı sollu gelen ataklardan birinde Meksikalı hakem Marco Rodriguez penaltıyı es geçti. Futbol bu olur derken bu kez de Pim Verbeek’in en güvendiği ismi, Tim Cahill’i çok ağır bir kararla maçın bitimine 35 dakika oyun dışı bıraktı.
Almanların futbolları, Meksikalı hakemin de kritik kararları ile dağıttığı Avustralya panzere daha fazla karşı koyamadı. İkinci yarının hemen başındaki canlanış, ölümden önceki son iyilik hali gibi kaldı. Almanlar üçüncü golü bulmak için geldiklerinde önce boş kaleye atamadılar ancak sonunda Muller ile üçlediler.
Üçü bulup rakibi bitiren Alman disiplini dördü bulmaz mı? Bulur elbet, bir iki dakika sonra da buldu da! Oyuna girip gol atmak için çok beklemeyen Cacau, Mesut Özil’in al da at dediği topa ‘ok’ verdi…
Lafı uzatmaya, farklı sonuçta hakem etkisini abartmaya gerek yok. Alman iyi be abi!…
